Pilotların ruh sağlığı sorunlarını neden gizlediği, son yıllarda uluslararası bilimsel araştırmaların ve havacılık psikolojisi literatürünün en çok tartışılan konularından biri haline gelmiştir. Havacılık sektörü, insan hatasına en az tolerans gösteren alanlardan biridir ve bu nedenle pilot ruh sağlığı doğrudan uçuş güvenliğiyle ilişkilidir.
Buna rağmen araştırmalar, pilotların önemli bir kısmının yaşadıkları ruhsal belirtileri bildirmekten kaçındığını göstermektedir. Bu durum bireysel bir zayıflık olarak değil; sistemsel, kültürel ve yapısal etkenlerle açıklanması gereken bir olgu olarak değerlendirilmektedir.
Bu yazıda, bilimsel literatür ve uluslararası havacılık otoritelerinin raporları doğrultusunda pilotların ruh sağlığı sorunlarını neden gizlediği ve bu konuda hangi yaklaşımların önerildiği ele alınmaktadır.
Pilotların ruh sağlığına ilişkin belirtileri bildirmemesinin ardında birden fazla etken bulunmaktadır. Bu etkenler çoğunlukla bireysel değil, mesleğin yapısı ve havacılık sistemleriyle ilişkilidir.
Pilotların ruh sağlığı sorunlarını bildirmemesinin en güçlü nedenlerinden biri, uçuş yasağı ve lisans kaybı korkusudur. Uluslararası düzenlemeler, depresyon, anksiyete bozuklukları ve uyku bozuklukları gibi durumlarda uçuşa ara verilmesini zorunlu kılabilmektedir.
Bu durum, pilotlarda “gerçeği söylersem uçamam” şeklinde güçlü bir inanç oluşturabilmektedir. Bilimsel raporlar, bu algının yardım arama davranışını belirgin biçimde azalttığını göstermektedir.
Bu konuda sıklıkla referans verilen kaynaklar arasında FAA Mental Health Working Group raporları, EASA Medical Certification Guidelines ve Aviation Psychology and Applied Human Factors dergisi yer almaktadır.
Havacılık kültüründe pilotlardan beklenen idealize edilmiş bir imaj bulunmaktadır. Pilotların duygusal olarak her zaman stabil, soğukkanlı, hata yapmayan ve zihinsel olarak son derece dayanıklı olmaları gerektiği yönünde güçlü bir algı vardır.
Bu gerçekçi olmayan beklenti, depresyon, anksiyete ya da tükenmişlik belirtileri yaşayan pilotların bu durumu gizlemesine neden olabilmektedir. Stigma, ruh sağlığı sorunlarının konuşulmasını zorlaştıran önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır.
Uluslararası literatürde bu konu, International Journal of Aerospace Psychology ve Dünya Sağlık Örgütü’nün stigma araştırmaları kapsamında ele alınmaktadır.
Pilotluk mesleği, uzun ve maliyetli eğitim süreçleri gerektirir. Bu nedenle uçuş yasağı ya da lisansla ilgili bir risk, yalnızca mesleki değil aynı zamanda ciddi bir ekonomik tehdit olarak algılanabilmektedir.
Bu ekonomik baskı, pilotların ruhsal zorlanmalarını dile getirmesini daha da zorlaştırabilmektedir.
Birçok pilot, ruh sağlığı değerlendirmelerinin gizliliğine tam olarak güvenmediğini bildirmektedir. Bilgilerin nasıl kullanılacağına dair belirsizlikler, yardım arama davranışını azaltan önemli bir etken olarak değerlendirilmektedir.
Uluslararası araştırmalar, pilot ruh sağlığının sanılandan daha kırılgan olabileceğini göstermektedir.
Harvard T.H. Chan School of Public Health tarafından yapılan bir çalışmada, pilotların yaklaşık yüzde on ikisinin klinik depresyon düzeyinde belirtiler bildirdiği görülmüştür.
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü verileri, pilotların yarıdan fazlasının ruh sağlığı sorunlarını bildirmekten kaçındığını ortaya koymaktadır.
Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı’nın ruh sağlığı görev gücü raporları ise destekleyici ruh sağlığı politikalarının uçuş güvenliğini artırdığını vurgulamaktadır.
Bu bulgular, sorunun bireysel değil sistemsel bir çerçevede ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Pilotların ruh sağlığı sorunlarını gizlemesi; savunma mekanizmaları, örgütsel stres, mesleki kimlik baskısı ve cezalandırıcı sistemler bağlamında anlaşılabilir bir davranıştır.
Bu tutum bir psikopatoloji göstergesi olarak değil, yüksek riskli bir meslekte çevresel baskılara uyum sağlama biçimi olarak değerlendirilmektedir.
Bilimsel literatür, cezalandırıcı değil destekleyici ruh sağlığı politikalarının daha güvenli olduğunu göstermektedir. EASA ve ICAO raporları, pilotların ruh sağlığı sorunlarını bildirmesini teşvik eden sistemlerin uçuş güvenliğini artırdığını vurgulamaktadır.
Gizlilik güvencesinin sağlanması, yardım arama davranışını güçlendiren temel unsurlardan biridir. Lisans kaybı yerine tedavi, düzenli izlem ve kademeli geri dönüş modelleri önerilmektedir.
Ayrıca havayolu şirketlerinde stigma azaltıcı ruh sağlığı eğitimleri ve havacılık psikolojisi konusunda uzman klinik psikologların sisteme entegre edilmesi önemli görülmektedir.
Pilotların ruh sağlığı sorunlarını gizlemesi bireysel bir zayıflık değil, cezalandırıcı sistemlere verilen doğal bir uyum tepkisidir.
Bilimsel veriler, destekleyici politikaların uçuş güvenliğini artırdığını, pilotların daha fazla yardım aradığını ve tükenmişliği azalttığını göstermektedir.
Bu nedenle çözüm, bireyi suçlamakta değil; sistemi dönüştürmekte yatmaktadır.